nasreddinhoca yazdı:Cesur çıkışlarını takdir ettiğim bir alimdir...İçtihat gibi müstesna bir alanla iştigal etmesi onun en güzel meziyetlerinden biridir...
Cesur çıkışlar ve ictihadlar dinde reform için yapılırsa biz orda dururuz. Klasik fıkıhda içtihadlar zaten E.Sünnet uleması tarafından yapılmıştır. Müctehidliğin hangi şartları gerektirdiğini bilmeyen kardeşlerimiz tarafından müctehid zannedilen bu ve bunu gibi insanların içtihad etme gayreti (haşa) eskimiş diyerek dini yenileme gayretleridir.Yada en azından meşhur olma istekleridir.Zira ortaya muhalif görüşler atılmaz ise kimse bunları tanımazdı, çünki ehli sünnetin görüşleri 1400 senedir söyleniyor ve biliniyor idi...
[b]İslamoğlu'nun yerlere göklere sığdıramadığı önderi Cemaleddin Afgani'nin bir reformist olduğu herkez tarafından bilinmektedir. Afganiyi bukadar öven İslamoğlu, kitaplarında nedense Sahabeye ve Peygamber Efendimize bile aşırı tazim etmemek lazım diyerek bu övgüleri fazla görmektedir. Afgani'nin gerçek yüzünü ortaya koyanlar ise İslamoğlu'na göre Afgani'nin tuvalet bezi bile olamıyorlarmış. İşte bu övgülerini seyredebileceğiniz link.
http://www.youtube.com/watch?v=4fFF-03xkokBuda Afgani ve onun gibilerini tanıtmaya çalışan bir makaleBugünlere nasıl gelindi?
[29.04.2003] [Makâleler]
Bugün İslam âleminin içler acısı durumu ortada. İç ve dış düşmanlar, İslamiyeti tamamen ortadan kaldırmak için bütün güçleri ile saldırıya geçmiş durumdadırlar. Şunu unutmayalım ki, bu duruma hemen gelinmedi. En az üç yüz yıllık bir çalışma sonunda, İslam âlemi içeriden çökertilerek bugüne gelindi. Bu yıkımı gerçekleştirebilmek için pek çok yıkım projeleri hazırlandı.
Bunlardan biri de, 20.yüz yılın başlarında ortaya atılan Rus idaresindeki Müslümanların “Ceditçilik” yani reform hareketleridir. Şimdi bu akımın kitapları, piyasaya sürülmekte; bunların bozuk fikirleri “İslam” adı atında tanıtılmaya çalışılmaktadır. Bunun için bu akım hakkında biraz bilgi sunmak istiyorum.
19.yüz yılın ortalarından itibaren, Osmanlının iyice zayıflaması ile, Batı özellikle İngilizler İslamı içeriden yıkmak için harekete geçti. İslam âleminin üç önemli ilim merkezi olan, Mısır (Ezher), İstanbul ve Buhara - Semerkant hedef seçildi. Önce, Ezher ele geçirildi. Yetiştirdikleri, (Abduh, Reşit Rıza, Afgani gibi ) masonları buraya yerleştirdiler. Sonra burada eğittikleri kimseleri (Cemaleddin Afgani gibi ) Tataristan’na (Kazan şehrine) göndererek, Müslümanları Ceditçi- Kadimci diye ayırarak birbirlerine düşürdüler.
O tarihlerde ele geçiremedikleri sadece İstanbul kalmıştı. Osmanlıdan kalma Ehli sünnet kültürü bu faaliyetlerine mani oldu. Türkiye’yi İstedikleri reformist fikir ortamına ancak seksen sene sonra getirebildiler. Geçen sene Diyanetin tertiplediği Şura karaları ile ancak noktalanabildi. Son yıllarda dillerden düşürülmeyen, Dinlerarası diyolog, hoşgörü faaliyetleri de bu çalışmanın bir uzantısıdır.
Şimdi Rusya’daki Müslüman arasında cereyan eden Ceditçilik hareketlerine bir göz atalım:
19.yüz yılın ortalarından itibaren, 1917 yılına kadar, Tataristan’da, hızlı bir “Dinde reform” hareketi yaşandı. “Cedidçilik” hareketi denilen bu akımdan önce, asırlardır bu bölgelerdeki dini faaliyetleri, tarihi Buhara ve Semerkant medreselerinde yetişen âlimler yürütürdü. Gerek müderrislerin, gerekse halkın Ruslarla doğrudan irtibatları yoktu.
Ruslar, bu içe dönük sağlam yapıyı yıkmak için, Avrupa ile, özellikle de İngilizlerle bağlantılı olarak, Müslümanları parçalayıp aralarına nifak sokmak için faaliyete geçtiler. Kazan’da okul açarak, Tatar dili ile eğitim gören sınıflar oluşturdular. Buralarda yetiştirdikleri gençleri, Avrupa ile de irtibatlandırarak (Jön Türlere yaptıkları gibi) dini inançlardan koparıp, yeni bir inanç sistemine yönelttiler.
Bu hareketin öncüleri, medrese tahsilinden sonra Rus okullarında da okuyan, Rus, Avrupa pozitivist (maddeci, inançsız) ve Ezher’in (Mısır ) dinde reform fikirlerinden etkilenen kimselerdi. Mesela bunlardan biri olan Cemalettin Afgani 1888’de Petersburg’ta bulunmuş, ceditçilerle görüşerek onları yönlendirmiştir. Carullah ve Rızaeddin bin Fahreddin bundan çok etkilenmiştir. O kadar çok etkilenmiş olacaklar ki, daha sonra Rızaeddin bin Fahreddin, Afgani hakkında müstakil bir yazmıştır.
Musa Carullah, Ziya Kemali gibi reformcular Mısır’a giderek, Cemaleddin Afgani gibi reformcuların ders halkalarına katılmışlar ve bu kimseler Ruslarla iç içe olmuşlardır. 1917’deki Komünist ihtilalinden sonra, milyonlarca Müslüman ve din adamının katledilmesine rağmen, Carullah’ın, 1930 yılına kadar, Rusya kalması ve Moskova’da imamlık yapması ve çeşitli dini toplantılara katılması çok dikkat çekicidir. Hal böyle iken ülkemizdeki milliyetçi kesimin Carullah’a sahip çıkmaya kalkışmasını anlamak mümkün değildir.
Bu akımın organizatörlüğünü yapanlar, milliyetçiliği de dinin yerine ikame etmek için de, İttihatçılarla iş birliği yaparak Kırımlı İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura gibi kimseleri kullandılar. Her iki grup bilerek veya bilmeyerek, Ehli sünneti ve bunun hamisi olan Osmanlıyı yıkmak için iş birliği yaptı. Osmanlı yıkılınca da bugünkü hazin manzara ortaya çıktı.
Ceditçilerin fikirleri
İngiliz patentli, Ceditçilik (Dinde reformculuk) hareketinin belli başlı fikirleri:
1- Bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün alimler, bütün kitaplar, dört mezhebin fıkıh kitapları da dahil olmak üzere yok farz edilip din, Kur’an ve hadis ışığında yeniden yorumlanacak.
2- Dinin yeniden yorumlanmasında, İbni Teymiyye, İbni Kayyum el- Cezviye, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Cemalettin Efgani gibi gibi reformcuların fikirlerinden ilham alınacak.
3- Medreseler yeniden yapılandırılacak; Batı ölçülerinde, eğitim reforma tabi tutulup Rusça okullarda mutlaka okutulacak. (İsmail Gaspıralı 1881’de yayınladığı, “Russkose Musulmanstvo” (Rus İslamı!) kitabında bu eğitimin temel unsurlarını bildirmektedir)
4- Dinde, akıl esas alınacak. Asırlardır devam eden Vahiy inancı yıkılacak.Bu konuda, Kindi, İbni Rüşt, Farabi, İbni Sina gibi felsefecilerin fikirlerinden ilham alınacak.
5- İbni Sina, İbni Rüşt, Farabi gibi felsefecilerin, “dünya, âlem ebedidir, sonsuzdur” görüşü benimsenecek. İmam-ı Gazali hazretleri taassupçulukla (Felsefecilerin bu fikirlerini çürütüp, onların küfre düştüklerini bildirdiği için) suçlanacak.
6- Ehli sünnet inancına; kelâm, itikat kitaplarının bildirdiği şekilde iman edilmesine ve yine fıkıh kitaplarında bildirildiği gibi amel, ibadet yapılmasına karşı çıkılacak. Herkesin, istediği gibi inanması ve istediği gibi ibadet yapması teşvik edilecek. (Herkes istediği gibi inanır, istediği gibi ibadet ederse ortada din diye bir şey kalmayacak; böylece bunlar da nihaî maksatlarına ulaşmış olacaklar.)
7- Kur’an-ı kerimde geçen, kafirlerin “ebedi” olarak Cehennemde kalacağı ifadesi , uzun süre manasında ele alınıp, Cehennemin sonsuz, olmadığı, kafirlerin de Cennete gireceği fikri savunulacak. (Halbuki sadece Kur’an-ı kerimde değil hadis-i şeriflerde de, Kafirlerin ebedi, sonsuz olarak Cehennemde kalacağı bildirilmiş, 15 asırdır, bütün alimler, müminler böyle inanmışlardır. Vahyi değil aklı öne çıkarmalarının bir sebebi de budur. Herkes istediği gibi yorumlasın, din diye bir şey kalmasın.)
8- Kur’an-ı kerimin mutlaka tercümesinin yapılması ve namazlarda her millet kendi ana dilene göre yapılan tercümeyi okuması savunulacak. (Carullah, bir makalesinde, tercümenin mukaddes bir vazife olduğunu hatta farz olduğunu dile getirmiştir. Kendisi de bir tercüme yapmış fakat bastıramamıştır. Bastırması için Cemal Kutay’a vermiş, daha sonra da bu tercüme kaybolmuştur. Cemal Kutay’ın ısrarla Türkçe ibadeti savunması fikri demek ki Carullah’tan geçmiş.)
9- Bunlara göre, ictihadın terk edilip belli bir mezhebe uyulması yanlıştır, her Müslümannın gücüne göre, ictihad yapması farzdır. ( Mercani, daha da ileri gidip, hadis varken fıkıh kitapları ile amel etmenin küfür olduğunu söylemiştir. Curullah da, bir mezhebe uymanın, bu mezhebi, Kur’an yerine geçirmek olduğunu söylemiştir.)
11- Kadınlar ön plana çıkartılacak. Kadın ve erkeğin, nikahta, boşanmada, mirasta eşit hakka sahip olmaları gerekli olduğu, bazı âyetlerin geçerliliğini kaybettiği fikri savunulacak.
1-11 Mayıs 1917’ Moskova’da toplanın genel kurultay tutanaklarındaki şu ifade “Ceditçilerin” (Reformcuların) gerçek niyetlerini açıkca göstermektedir. “ Efendiler, unutmayınız ki, Kur’anın bazı kuralları eskimiştir. Bunları tarihin malı saymak lazım.”( Rusya’da Birinci Müslümanlar Kongresi Tutanakları- Kültür Bakanlığı yayınları sh.394)
Ancak bu kurultaydan altı ay sonra, meydana gelen komünist ihtilali, reformcuların yaklaşık 70 yıllık çalışmalarını yerle bir etti. Böylece “Dinsizin hakkından imansız gelir” sözü bir kere daha gerçekleşmiş oldu.
Yukarıdaki kararlar, bu iddialar sizlere, bugün ülkemizde din adına ahkam kesen bazı kimseleri hatırlattı zannederim. Çünkü aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Bugün ülkemizde bu ve buna benzer sapık fikirleri, dinde reformu, savunanların da aynı yolun yolcuları olduğunu unutmayalım!
Mehmet Oruç