Misakonline

Ahidlerin En Güzeli

idris özyol makaleleri

Ben,Sen çıkmaza girmeyesin diye girdim çıkmaza .(İsmet Özel) O zaman bizde Edebiyatın çıkmazına girmeyelim diye giriniz çıkmaza.

idris özyol makaleleri

İleti yselim » 23:13 30-Ekim-2008

Biz Geliyoruz Beyaz Kafa

Mihnet ile Ektirdiğim Gülleri,
Vardın Gittin Bir Soysuza Yoldurdun



Biz geliyoruz beyaz kafa; Şehirlerin kenarlarından, sokakların diplerinden,
meydanların ücrasından kalkarak ayağa ve saçlarımızı en deli rüzgarlarda savurarak.
ve ağzımızda kıvrak şarkılarla ve bir gelincik tarlasında yuvarlanır gibi
ve tepeden tırnağa bir ateş halinde, biz geliyoruz.

Dünyayı daha fazla sevmeye,
insanı daha fazla anlamaya, hayatı daha fazla korumaya doğru koşuyoruz.
Biz uçan kuşun, parlayan çiçeğin, sıcak ekmeğin ve gürül gürül akan ırmakların aşkıyız.
Ve o kuş, o çiçek, o ekmek, o ırmaklar gelip şehrin ortasına saplayacaklar bıçaklarını
ve bıçaklar Fırat kıyısındaki koyuna dahi adalet isteyecek.
Ve hak sularını bulandıranlar,
nokta kadar bir yer bile bulamayacaklar kalplerindeki karanlığı,
kafalarındaki hesabı, ciğerlerindeki fiyatı saklamaya.
Onların gözlerinde, dünyanın en derin çukurlarını bulacağız
ve onlara baktığımızda yosunlu bir taşı kaldırmış gibi olacağız yerinden.
Böcekler kaçışacak onların yüreklerinde
ve fakat en ufak bir yer bulamayacaklar içlerindeki solucanları gizlemeye.
Biz bir karanfil tarlası gibi ilerlerken aydınlığa,
onlar, altı böcek cehennemi taşlar gibi kaçışacaklar zifiri karanlığa.
Fakat yeryüzünde hiç bir karanlık yoktur malûmumuz olmayan.
Sıcak küvetlerinde ve pahalı parfümlerinin içinde bulacağız onları
ve suratlarına devasa yangınları haykıracağız.


Biz geliyoruz beyaz kafa;
milyonlarca insanın kanıyla girilen sarhoşlukların şerefine kurulan zafer taklarını yer ile yeksan edeceğiz.
Yer ile yeksan edeceğiz kızlarımızı kir çukurlarına gömen,
oğullarımızı inançsızlık sularında boğan,
babalarımızı utanç duvarlarına köle eden fildişi kuleleri
ve o kulelerde hazırlanan bütün hesapları.
Yukarılardan bakıp bakıp kesilen ahkamları ve bizi forsalaştıran,
aşksız ve karanfilsiz bırakan bütün hükümleri yer ile yeksan edeceğiz.
Hazine dairelerinize dalıp,
gözünüzden bile sakladığınız altınları avuç avuç savurarak kocaman kahkahalar atacağız.
Ufacık da olsa bir çöp kurtarmak için didinen beyaz bedeninize sarılıp dans edeceğiz sizinle.
Siz kenar mahalle çocuklarından üttüğünüz bilyeleri kaybetmenin şokuyla delirirken,
biz sizin deli gözlerinize bakıp şarkılar söyleyeceğiz.
Mutfaklarınızı yağmalayacak ve kilerlerinizdeki etle bütün şehri doyuracağız.
Canınıza ve mahreminize halel gelmeyecek
ama ümüğümüzden kopardığımız her lokmayı geri isteyeceğiz.
Ve dev ateşler yakıp şehrin ortasında, göğü aydınlatan yalımlarla güreşeceğiz.

Biz geliyoruz beyaz kafa;
uzamış sakallarımız ve dünyanın en güzel hayvanına benzeyen gözlerimizle geliyoruz.
"İşte karanlık" diye işaretleyip,
keskin nişancılara hedef kıldığınız kalplerimizi söküp avuçlarımıza aldık.
Alnımızı esmer buğdaylar hışırtısıyla yıkayıp,
saçlarımızı sabah namazlarına savurduk.
Sen fildişi kulelerde havyara, kuşkonmaza ve lakerdaya uzanırken,
biz aczin ve yokluğun içinde kocaman aşklar körükledik
ve o aşklardan demir gibi çocuklar edindik.
O çocuklar ki meydanlara bir vaha serinliğiyle girip,
ince kumaştan mendiller gibi dolaşacaklar.
O çocuklar ki arkalarına konakları alıp hatıra resimleri çektirecekler şehrin her yerinde.
Şehir, surlarına bayrak diktikten sonra sırtı sıvazlanıp
köyüne geri gönderilen Ulubatlı Hasanlar'ın olacak.
Şehri, örselendikçe kokusu güzelleşen bir gül gibi cebimize koyacağız.
Ve akşamları evimize götüreceğiz gülü.
Masamıza yerleştirip önünde sade yemekler yiyeceğiz.
Büyüyen çocuklarımızdan arta kalan elbiseler giydireceğiz ona.
Odalarımızda büyüyüp bizim gibi kokacak.
şehir bizim olacak, biz şehrin.

İDRİS ÖZYOL
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 09:40 31-Ekim-2008

Yüreğime prangalar vursunlar

Hukuksuz yüreklerin ve haydut zihinlerin konuşma vaktidir artık.
Zifiri gecedir varlığım.
Ve sabah denilen hayal bir aldatmadır, bir hiledir, bir tuzaktır.
Hayallerimizi, kolumuzu keser gibi keserek gövdemizden, uzak bir kara parçasına attık.
Oyalansın modern çağ masallarıyla New York şehri sakinleri ve güzel salonlarda güzel filmler seyretsin Parisliler.

Londra'da dans başlasın, Brüksel'de pazar kavgası.
Biz hayallerimizin yerine kocaman kara taşlar koyarak
ve silme gece, silme soğuk, silme ateş bir halde hukuk kitaplarını yırtalım gelin.
Görgü kurallarını ve nezaket cümlelerini ve hitabet sanatını ve oy verme gerekçelerini kıralım birlikte.
Vaatleri ve vaatlerin ardındaki yalanları
ve yalanların ardındaki ödlekleri ve ödleklerin ardındaki korku imparatorluğunu devirelim bugün.
Dağların ve soğuk suların ve sularda yıkanan kavruk yüzlerin hatrına devirelim hem de.

Ve sorduklarında bize,
sağlam gerekçelerimiz olmasın onlara göre.
Mantık başka türlü işlesin ve bizim mantığımızla doğsun güneş.
Bizim izahlarımızla tutulsun ay.
Biz koyalım adını ayrılıkların. İhanetlerin. Ve zaferlerin.

Sen savaşmayı bilirsin hukuksuz yürek.
Bilirsin inandıkların uğruna ölmeyi.
Potansiyel suçlusun zaten caddelerde kollarını savura savura yürürken.
Bu şehir seni sevmez.
Ve sen bu şehri kalın bağırsağına dek bilirsin.
Senden sakındıkları, gizledikleri, esirgedikleri her şeyi,
yakılacak ve yağmalanacak her şeyi bilirsin.
Bilirsin Kureyş kervanlarının geçtiği yolları.

Gözlenecek ve kesilecek yolları bilirsin.
Bir namlu gibi düşünmeyi öğrettiler bize.
Ve namluya mermi sürülür gibi yaşadık hayatlarımızı.
Nice aşklara ve nice yıkımlara tetik düşürdük.
Kapıları çekip çıkarken alnından vurulmuş birşeyler kaldı geride.
Hukuksuz ve kayıtsız doğduk.
Bize şah damarımızdan daha yakın olana iman ettik sadece
ve gözümüzü kırpmadan vurduk şah damarımızı
ve şah damarından vurduk önümüze uzattıkları anlaşma metinleri.
Anlaşmak istemiyoruz biz.
Silahlarımızı bırakmaya niyetimiz yok.

Zaten silah bırakmak, yüreğimizi ve bedenimizi de orada bırakmak anlamına gelir.
Biz yüreksiz yaşayamayız.
Ve düşmanın göğsündeki boşluğa bakarak atarız zafer çığlıklarını.
Damarlarında kan dolaşmayanlar
ve gözlerini soğutmuş olanlar ihanet çemberinde, düşmanımızdır bizim.
Ve teslim olmalarına bile izin vermeyiz onların.
Çünkü her teslimiyet bizi de teslim alır biraz.

Ey hukuksuz dil!
Zakkum yürek! Yaralı hayat! Kara umut!

Kopart zincirlerini bugün ve dümdüz edilmiş şehirlerin üstünde yürü.
Aç kapılarını mapusanelerin, fabrikaların, okulların.
Bırak kendini özgür ve hesapsız ve kayıtsız ve şartsız bir dünyanın arefesine.
Bayram ilan ediyorum senin iki ayağın üzerinde doğrulduğun günü
ve bir bulut ağlarken geçiyorsun bıçakların imtihanından.
Bıçaklar düzgün konuşur ve sadıktır bizim elimizde olduğu sürece.

İhanet etmez çelik ve sırtından saplanmadığı sürece bir bedene, kabulümüzdür.
Dilimiz ve sesimizdir meydanlara düpedüz çıkan ve meydanlarda dimdik duran çocuklar.
Onlar ki bayrak yerine yüreklerini taşırlar.
Onlar ki ülke diye isyanlarını gösterirler.
Onlar ki isimsiz ve birbirlerine sade kelimelerle seslenen kara bedenlerdir ki,
ölmeyi ve öldürmeyi doğdukları gün öğrenirler.
Biz doğduğumuz gün öğreniriz aşkı ve
durulmaz önümüzde bir şeye yürek düşürürsek.
Masaya yumruk vurur gibi ilan-ı aşk ederiz
ve gerekirse gideriz masaya aklımızı koyarak.

Başkasının aklına yer yok hayatımızda.
Başkasının sözcükleriyle konuşma bizimle.
Dümdüz ve dolambaçsız ve dar ve alt yazısız konuş.
Ölmeye gidiyoruz çünkü.
Fazla vaktimiz yok seni dinlemeye.
Ya sen de gel, ya ebediyyen sus!

idris özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 12:46 02-Kasım-2008

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum

Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz.
Yollar senin olsun diyorum, ben kenardan yürürüm.
Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz.
Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne.
"Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin" diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey üzerime yıkılıyor.

Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.

Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi.
Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz "onların tarihi"nin önünde.

Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı.
Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla.
Unutamıyoruz.
Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor.
Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları.
Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor.
Bir ilmihal kalıyor geriye, ama 'hal'imizi 'ilim' yapamıyoruz.

Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz.
"Gördüklerini unut diyorsun" bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: "Zet öldü bebeğim, Zet öldü".
Zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına musaf bağlıyorlar, bilmiyorum.

Hiçbirşey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor.
Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yeralmadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum "suyun önünde".
Su akıyor ve ben yargılanıyorum.
Su akıyor ve biryerlerimiz kanıyor durmadan.

Su akıyor ve yeniliyoruz hep.
Niye yeniliyoruz bilmiyorum.
Niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir 'mercedes'e biniyor, bilmiyorum.
Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma.
Ben olmadım hiç, biz de olmadık.

Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yeldeğirmenlerinin önünde.
Yeldeğirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız.
Niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum.
Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor herşeyi.
Onların bir cevabı vardır mutlak.
Çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu.
Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı.
Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta.

Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz.
Çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar.
Avuçlarımızdaki kana benziyoruz ve giderek bir avuç kan oluyoruz kendi avuçlarımıza kilitlenen.
Bizi kilitliyorlar oğlum.

Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar.
Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine.
Kavuşamadığımız 'Leyla'ların ve ihanet ettiğimiz 'Mecnun'ların içine.
Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın.
Bizi tarihin içine kilitliyorlar.

Sana birşey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp birşey söyleme.
Çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor.
Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yadellerin oluyoruz konuştukça.
Yadeller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü.
Geriye bir Leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de 'Mecnun' yüreğim.
Ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor.
Bekliyorum.
Sen bekleme ama!

Bizi kilitliyorlar oğlum.
Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar.
Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine.
Kavuşamadığımız 'Leyla'ların ve ihanet ettiğimiz 'Mecnun'ların içine.

İdris ÖZYOL
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti aXa » 19:55 02-Kasım-2008

yürekten, yüreği kalbi olan, güzel yazılar.




Saygı Selam ve Dua İle...
(ª¿ª)@>->-
Kullanıcı avatarı
aXa
 
İleti: 6
Kayıt: 22:20 01-Kasım-2008
Konum: anadolu

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 11:40 05-Kasım-2008

EVT GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL YAZILAR İNŞAALLAH DEVAMI OLACAK

Kokmuş cesedini de al yanına ve git buradan


Çaresizlik hayatı teslim aldı ve hayatı teslim aldı ihanet.
Ve sen İdris Özyol, sen, yüreğimize diz çöktürten zulümlerin önünden ve arasından yüreklerimizin, kayıtsız, fütursuz ve için sızlamadan geçip gidebiliyorsun artık.

Sen artık, ne avuçları kan içinde bir asi, ne de dost hançerleriyle yaralanan bir akıncısın.
Sen yolumuzun üzerine atılmış bir cesetsin İdris Özyol ve burnumuzun direklerini kıran bir kokuyla yatıyorsun iyi olan herşeyin üstünde.

Çürüyorsun ve çürüdükçe geriye doğru dönüp, vücudundan kopan etleri hayallerimize doğru fırlatıyorsun.
Kirletiyorsun bizi İdris Özyol, kirletiyorsun bizi.
Çekil git.
Git, git, git, bir mezar bul kendine, bir kapı, bir çanak…

Kendine bir çanak bul ve vücudundan kopan her ete karşılık o çanağa konulan avantalarla beslen.
Bir vakitler tükürdüğün ve taa derinliklerinden kopan öfkelerle tekmelediğin kapıları, yumrukladığın kapıları kibarca çalıyorsun bugün.
Ve o kapının her aralanışından, geçmişinde bir kale daha teslim oluyor.

Geniş masalardan aldığın her davet gönlünü okşuyor senin.
Ve gönlünü ayartırken dünya sarhoşluğu, yüreğin, o bir vakitler avcunda taşıdığın esmer yürek, vahşi çığlıklar atarak ölüyor.

Ketum kapılara yaltaklanan sünepe bir it olmaktansa, ölümün geniş vahalarını tercih ediyor yüreğin.
Yüreğinin sesini dinle.
Ve seni bizden kopartan ihanetlerinle, içindeki bir parça iyiliğin ardısıra yürü.

Kendine yeni bir isim bul İdris Özyol.
Beyaz, yabancı ve kirli bir isim.
Adını andıkça içimizdeki karanlık bir çanağa tükürelim.

Sen, acılarımızı, trajediler dükkanına götürüp rehin bırakan müflis bir kafasın İdris Özyol.
Ya biz ezeceğiz başını, ya da gidip saray duvarlarına vura vura sen kıracaksın.
Dizlerin bu ihaneti kaldırmayıp, kirli bir bohça gibi yere çöktüğün zaman, şölen ateşleri yakacağız ve sevinç naraları atarak dans edeceğiz alevlerin içinde.
Hem unutacağız adını, hem de çocuklarımıza ihaneti tanısınlar diye ezberleteceğiz ölürken dudaklarından dökülen son kelimeleri. Kelimelerimizden elini çek, elini çek yüreğimizden.

Sen bir cücesin.
Git ve daha da küçül mezarında.
Git ve bulduğun çanağa sığdır kafanı.
Git, git, git.

İdris Özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti zinnureyn » 11:48 05-Kasım-2008

Paylaşım için ALLAH razı olsun,,,
Resim
Göklerdeki ve yerdeki herşey Allah'ı (yahut Allah için) tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki, yaratıcısının kemaline ve noksanlık alâmetlerinden berî olduğuna delil olmasın (Bu konuyla ilgili İsra Sûresi'nde bulunan "O'nu tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (İsrâ, 17/44) âyetine bkz.)
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا*
Kullanıcı avatarı
zinnureyn
Misakonline Yönetim Kurulu
Misakonline Yönetim Kurulu
 
İleti: 793
Kayıt: 12:16 04-Nisan-2005
Konum: İzmir

Biz Ayrı Dünyaların İnsanıyız.

İleti yselim » 11:16 06-Kasım-2008

amin ecmain olsun

Biz Ayrı Dünyaların İnsanıyız.

Bu adamlara inanma oğlum, bu adamlara inanma.
Siyah kaşlarına ve kanlı sakallarına aldırma onların.

Artık, saçlarından tutup sürüklemiyorlar onları esir pazarlarına.
Onlar artık Romalı oldu oğlum.
İnka kralını ateşte kızartan İspanyol kaşifin arkasında saf tutuyor onlar ve yerli kızlarını kaçırıyorlar hain düşlerine.
Santiago Stadyumunda Victor Jara’nın parmaklarını tek tek kıranlar onlardır.
Hz. Yahya’nın başını, altın bir tepside Roma Valisi’ne sunanları hatırla ve o gün orada olanların hepsini, masanın arkasında otururken göreceksin şimdi, girdiğin bütün odalarda.
Senin gibi göründüklerine bakma oğlum ve ceketlerindeki renge inanma.
Onlar, çoktan sattılar senin kalbini ve bakmayı bile çekindiğin o liseli kızı çengi yapıyorlar masalarına.
Hani anlatmıştın ya onlara, o mahcup sevdanı; işte sırf bu yüzden, işte sana ait olan son kaleyi de düşürmek için, yaptıklarını söylüyorlar.
Ve sana iyi ayarlanmış nutuklar çekiyorlar.
Yüreğinin kırık yerlerine bakarak kozmetik yaşlar akıtıyorlar.
Sana ağlıyorlar ve fakat arkanı döndüğün an sırtına bakarak kaç para edeceğini hesaplıyorlar senin.

Onlar, Afrikalıları karanlık teknelere balık istifi dizip, Yeni Kıta’ya taşıyan köle tacirleridir oğlum.
Sana usulcacık ve sevecen bir sözlükle yaklaştıklarına bakma. Okuma uzattıkları kitapları.
Ellerini sıkma oğlum.
Onların sakallarındaki kan, kendi kanları değildir.
Bruno’yu ateşe atmaktan ve Hindistan’ı sömürmekten geliyorlar şu an ve silerek ağızlarındaki kanı yenlerine, sanattan, medeniyetten, ince zevklerden ve kadınlardan bahsedecekler.
Sana üzüm ve kavun sunacaklar oğlum.
Aynı saftayız diyecekler sana ve parmaklarının ucuyla bir yerler gösterip yakmanı, yıkmanı isteyecekler.

Sen o parmak ucuyla işaretlenen yerlere girip, babandan öğrendiğin adaleti tekrarlarken, onlar arka odalarda altın, gümüş ve kadın arayacaklar.
Sen, ışıkların altında ve hiç hesapsız gösterirken yüzünü düşmana, onlar kara maskeler takıp gölgelere sinecekler oğlum.
Ve indirdiğin her düşmanın ceplerini karıştıracaklar değerli şeyler bulmak için.

Biliyorum, onları, “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” günlerinden hatırlıyorsun ve zihnindeki bu hatıra diri tutuyor kalbini.
Sağ tarafına baktığında onları hâlâ yanında göreceğini düşünüyorsun; hani o şehirlerin önünde en kahraman gözlerinizle durduğunuz o günlerde olduğu gibi.

Fakat nafile; onlar çoktan gitti oğlum, onlar yumuşacık salonlarda kalça çalkalıyor şimdi.
Sen kanayan kalbinle sarılırken onlara, sırtını sıvazlayarak hançerlerini daldıracakları bir yer arıyorlar bedeninde.
Şunu asla unutma oğlum, şunu asla unutma: Biz eski çağların diliyle konuşuyoruz hâlâ ve girdiğimiz her yerde, bir davayı asla dert etmemenin ateşiyle dolaşıyoruz.
Böyle dolaştığımız için, arkadaşlarının başını altın tepside düşmana sunanlar ve ayaklarının buraya koyup kafalarını karşı safın hizmetine verenler nefret ediyorlar bizden.
Tek kelimeyle ve tartışılmaz bir şekilde nefret ediyorlar.
Gözlerine bak, beni anlayacaksın oğlum.
Makamlarında otur ve parmaklarını yumuşak deri koltukların kenarlarına vurarak bak onlara; gözlerindeki tenha yerlere bak.
Simsiyah bir ihanet göreceksin orada, simsiyah ve çiğ bir ihanet.

Bu adamlara inanma oğlum, bu adamlara inanma.
İkram ettikleri üzümden bir tane dahi koparma.

Sana sundukları herşeyin içinde, satılmış başların ve altın tepside düşmana uzatılmış genç bedenlerin kanı duruyor.
Avuçlarının içinde gizliyorlar ihanet mektuplarına vurdukları mührü ve o mührü senin gözlerine bakarak bir yandan, gizlice çıkartıp dokunduğun herşeye vuruyorlar oğlum, dokunduğun herşeye vuruyorlar.
Onlar simsiyah adamlardır ve beyaz bir akrep dolaşır bütün karanlıklarında.
Uzandığın her şey, bütün fikirler, bütün laflar ve giyindikleri bütün elbiseler ısırır seni.
Ve önüne koydukları herşeyde, dövüşerek ölen kardeşlerinin ödenmemiş hakkı vardır.
Ölen kardeşlerinin hatırasını sen diri bir mızrak gibi tutarken içinde, onlar bir cila olarak kullanırlar iş görüşmelerinde.
Kahramanlarımız bir laf kalabalığı ve gerekli yerlerde gerekli gözyaşlarını dökmek için vesiledir onlar nezdinde.
İşlerin kilitlendiği yerde, birimizin yüreğini ve cesaretini çıkartıp ceplerinden, masanın ortasına savururlar.
Bunları artık anla oğlum, bunları artık anla.

İdris Özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Korkakların mutluluğu

İleti yselim » 07:02 07-Kasım-2008

Korkakların mutluluğu

Bir uyuşma bedende, zihinde ve düşlerde.
Belki bir kirlenme bu, belki çürüme, belki de bir karpuzun içini yemesi gibi birşey.
Baktığım bütün yüzlerde,
kendinden ve insanlardan uzaklaşmanın ağır faturası.

Devasa bir inançsızlık, devasa bir ümitsizlik ve dev bir kaçış.
"Bu toprakları kime bırakmaya niyetlisiniz acaba?"
diye sorsam gözlerimin içine anlamsız anlamsız bakacağınızdan eminim.
Kendi kabuğuna çekilmiş ve orada "kara bir inci" üretmeye çalışan
insanların suçüstü yakalanmışlığı var bakışlarınızda.
Size incilerden nefret ettiğimi söylemeliyim.
Gövdesine saplanmış bir taşı dünyanın en güzel mücevherlerinden
biri haline getirmek fikri alabildiğine yabancı bana.

Atılan bir taşla yaşamaya alışmak bile kötü bir duyguyken
onu onur duyulası bir maddeye dönüştürmek,
tepkisiz, teslim olmuş, apolitik varlıkların işi olsa gerektir.
Oysa insana düşen, kendisine yönelen bütün yabancı unsurları
reddetmek ve o unsurların kaynağına doğru haykırmaktır.
Bir "inci"ye meziyet yükleyen bütün felsefelerin karşıtıyım
ve karşıt olmak, şu dünyadaki hanemize yazılan en "pırıltılı" şey.

Bir vakitler, inanç ve kararlılıklarına bakarak
benim de yanlarında saf tuttuğum sıkılmış yumrukların
gevşediğini görüyor bu gözler.
Beyazla pembe arası bir renk turu yaşanıyor o avuçlarda şimdi.
O avuçlarda, o yumruklarda
"yumuşama"nın tiksindirici ve iç karartıcı yüzü dolaşıyor.
Baktığım bütün yüzler kapanıyor karşımda
ve kilit vuruluyor aşklara. Kilit vuruluyor topraklara,
üstünde doğulan ve bir bıçak gibi dolaşılan bütün şehirlere,
köylere, evlere kilit vuruluyor.
Ürkek ve kendi gölgesinden bile korkan güvercinler gibi yaşadığınız
bu aşklardan size bir sancıdan başka birşey kalmayacak.
Küçük bir ses parçasıyla kalbi pır pır eden
ve güvenli kuytulara sığınmak için topluca havalanan
güvercinlerin aşkından ne olur ki? Ne olur ki sizin aşkınızdan?
Ve ne hakkınız var sizin sevdiklerinizi de kirletmeye,
yaralamaya, korkak hale getirmeye?
Ruhunuzda yayılan karanlığı,
bir başkasına hangi hak ve duyguyla taşımaktasınız?
Kendi pis korkunuzu tek başınıza yaşayın
ve bilin ki aşk cesaret işidir.
Ancak devrimciler aşık olabilir.

Ancak hayatı bir isyan ateşi gibi alnında dolaştıranlar aşık olabilir.
Bu ateşli ve cesur duyguyu, korkularınız ve ihanetlerinizle kirletmeyin.

Aklınızdan geçen herşeyi biliyorum.
Çok gördük biz bu yılgınlık ve sünepelikleri.
Aşklarınız karşısında dahi yenildiniz siz
ve sarılıp yanınız sıra koşturmak yerine,
sevdiklerinizin korkularını da korkularınıza gerekçe göstererek,
hem kendinizi hem de onu bir çukura doğru sürüklediniz.
Koşmaya mı cesaretiniz yoktu,
sunacak dünyalarınız mı sığdı,
cahil miydiniz, eksik miydiniz, bilinmez.

Gerekçeleriniz hiç ilgilendirmiyor bizi.
Bildiğimiz birşey var ki,
siz aşkı kuşatılmış kalelerin teslim olması gibi birşey sandınız
ve sevgilinizin elinden tutmanız beyaz bir bayrağın dalgalanması
anlamına geliyordu sözlüğünüzde.
Ürkek cümlelerden oluşan bir sözlüğünüz var
ve tam da bu yüzden tek bir satır anlamayacaksınız kavgamızdan.
Size o kavgaya katılma hakkı ve kavga etme imkanı sunuldu,
lakin cenk meydanına attığınız ilk adımda
ayaklarınızın tutuştuğunu görüp,
serin bir hayata, serin bir kucağa,
serin bir eve doğru koştunuz.
Kendiniz gibi korkak hale getirdiğiniz sevdiklerinizden
sizi avutmalarını,
dizlerine yatırıp saçlarınızı okşamalarını beklediniz.

Oysa o saçlar, isyan ateşenin yalımlarıyla tutuşmalıydı.
Saçları isyan ateşinde kavrulmuş adamların
ve kadınların hakkıdır aşk.
Ve dünyanın en güzel ağaçları
ve en güzel kalpleri onların toprağında yetişir.
Size, içinde gittikçe boğulacağınız daracık hayatlar
ve o hayatları bile doldurmaktan aciz avuçlar kalır.
Gidin ve o avuçların aşkında teselli bulun.
Uyutsun sizi miniminnacık sevgililer
ve yaşlanan bedenlerinizi kanapelere yayıp
kazak ören kadınları seyredin siz.
Yaşayabileceğiniz en büyük mutluluk budur.

Korkakların mutluluğu!

İdris Özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 22:30 09-Kasım-2008

Ben Seni Unutmak için Sevmedim!

Bir gün ansızın, yüreğinin en eski köşesi,
uzun yılların gerisine saklanmış bir yara, bir hayal,
bir fotoğraf bütün dehşetiyle fırlayıp öne,
seni saçlarından tutarak büyük girdaplara doğru çeker.
Bir vakitler ağlayamadığın bir aşka, belki on yıl sonra, bugün, iki damla yaş düşürürsün.

Bir demli çay, bir simit ve bunların yanına iliştirilmiş bir paket sigara,
seni bir fotoğraf karesinin içinden çıkarıp, geçmişin sisli, flu
ve insanın içini kanatan kaldırımlarına atar.
Bütün şiirlerde kaldırımları, bütün kaldırımlarda bir büyük şiiri ararsın.
Ve aslında aradığın her şeyin içinde itiraf edilmemiş, sende gizlenmiş,
itinayla saklanmış bir aşkın silueti dolaşır.

Bir bıçağa benzeyen bu siluet, kalbinde açtığı deliği, sarhoş salınımlarla,
her gün biraz daha genişletir. On yıl mesela, her gün biraz daha derinleşir acı ve
her gün biraz daha derine gömerek onu, yeni yeni umutların ardına düşersin.
Her yeni, o eski resmi biraz daha büyütür sadece.
Ellerinden, gözlerinden, gövdenden, hayallerinden,
işinden gücünden daha büyük olan bu resmi bir gün hiç taşıyamaz hale gelirsin
ve yara bütün şiddetiyle patlar

Lanetli bir aşk bu.
Dokunduğu her şeyi yakan, her şeyi kocaman bir girdabın içine doğru çeken, mor, şekilsiz
ve her şekle giren bir aşk.
Geride sadece kül, sadece kül ve sadece kül bırakan bir şey benim anlattığım.
Aslında anlatmak filan değil bu

Aksine, hiçbir şeyi anlatamamanın kızgınlığıyla
ve geçmişte bir yerlerde doğru cümleleri kurmayı becerememiş bir adamın öfkesiyle konuşuyorum şu an.
Bir insan, hayatının en büyük tokatlarını kendisine atar.
O tokatların izi, binlerinin attığı gibi surata değil, ruhun derinliklerîndedir.
Ve ruh ağır ağır, sinsi sinsi ve kimseye belli etmeden kanar.
İki ayağının üzerinde sağlam durduğu zannedilen bir adamı,
mesela bu satırların yazarı, bir pelteye dönmüştür aslında
ve bütün kemikleri kırılmış bir çığlığı yürek diye peşinden sürükler.
Yürek diye gösterdiği şey, epimiş, berkitilmiş, incinmiş
ve dünyanın en kalabalık otobanının ortasına atıldığı için otomobiller tarafından parça parça edilmiş bir kedi ölüşüdür.
Bir kedi ölüşüdür aşk

Beyninin arka odalarına kilitlediğin masum bir hatırayla hiç¬bir yere varamazsın.
Ne sen masumsun artık, ne de o hatıra.
Birbirinizi eriterek ve tüketerek harflerinizi, okunaksız bir yazıya dönüşürsünüz.
Okunaksız yazıları seviyorsun elbet, biliyorum.
Herkesten sakladığın bir labirentte tek başına dolaşmak gibi bir şey bu.
Işıksız, pusulasız, haritasız kalmak güzeldir bazen.
Ve hep ışıksız, hep pusulasız, hep haritasız kalmak da.
Belki bu yüzden sevmiyorsunuz aydınlıktan bahsedenleri,
gelecek güzel günleri anlatanları, kılavuzları, kılavuz gemileri, rehberleri.
Belki bu yüzden ölüyorsun sen.
Sıkışıp iki şeyin arasına, bir hatırayla bir gerçekliğin arasına sıkışıp, kağıt gibi oluyorsun.
Kâğıt gibi bakıyorsun gidenlere. Yol kenarına kaldırılmış bir ölünün üzerine serilmiş birkaç parça kâğıt gibi.
"Ben seni unutmak için sevmedim" diyor şarkı
ve bundan başka her şeyi unutuyorsun.
Her şey bu

İdris ÖZYOL...(BİR OVERLOKÇU KIZA İLANI AŞK)
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 01:01 15-Kasım-2008

Sizden Nefret Ediyorum
'Rezil olma hakkımı kullanıyorum
, beyaz çorap giyme ve halk otobüslerinde yolculuk etme hakkımı. 'yoz' diye bir köşeye attığınız ne kadar müzik varsa dinleyeceğim hepsini ve Müslüm Gürses konserlerine cebimde jiletle gireceğim.

simit yiyeceğim ve lahmacun ve kebap ve isot biberi yiyeceğim ve ayran içeceğim bunların üstüne.

korktuğunuz partilere oy vereceğim ve sonra o partileri pat diye bırakıp başka partileri deneyecek keyfimin kahyası. günün en civcivli saatlerinde uzanıp uyuyacağım parklarda ve topuğunu ezdiğim ayakkabı cesetleri yattığım bankların ucuna düşecek.

terleyeceğim ve hayatının en uzun koşusuna çıkmış bir at gibi kokacak vücudum.
cicili bicili sözleri, ince iltifatları tutmayacak aklım ve ilk kez gördüğüm birşey gibi bakacağım bana 'beyefendi' diyenlerin suratına.
adımla çağırın beni, sadece babamın kulağıma okuduğu isimle.

saçmalama hakkımı kullanıyorum
kaldırımlarda bir meczup gibi dolaşma ve otobüslerde arkaya doğru gitmeme hakkımı.
vitrinlerinizin önünden, cicilerinizin, modalarınızın, ve kokulu sabunlarınızın önünden en kayıtsız halimle geçeceğim. bana hiçbir şey satamayacaksınız ve ben size hiçbir şey satmayacağım.

sigortasız, pasaportsuz, ehliyetsiz dolaşacağım ve korkacaksınız gözlerime bakmaya. (bu yazıyı okurken bile ürperdiniz!) gözlerim üzerinize toprak atmaya hazırlanan bir mezarcının kıllı elleridir çünkü. korkacaksınız ve ben fütursuz yürürken yollarınızda siz kenara çekileceksiniz hep. sizin göreviniz, sizin gibi olmayanlardan korkmaktır.

korkun bizden;
biz öcüyüz beyzade ve beyaz semtlere kıstırdığımız her seçkin beyaz kafaya 'pöhhh! ' deme hakkımızı kullanıyoruz. pöhhh! acaip korkuyorsunuz ve fakat bitirdiğiniz okullar tutamıyor elinizden, çalıştığınız temiz işler saçlarınızı okşayamıyor, sakinleştiremiyor sizi yaşadığınız o 'bal dök yala' evleriniz. ne aciz kadınlarınız var sizin, ne kadar çıtkırıldım ve ne kadar kompleksli. (zayıflama seanslarından, güzellik salonlarında bulursunuz hep onları) avutamıyorlar sizi ve ağlayamıyorsunuz yanlarında. oysa erkekler ağlar beyzade, erkekler ağladıkça yiğitleşir ve daha iyi savaşır gözünde yaş olanlar.

serserilik hakkımı kullanıyorum,
çatalla kaşığı birbirine karıştırma ve yemeğe parmaklarımla uzanma hakkımı. tanımadığım ve kapısından içeri alınmadığım ve gidip bir bardak çayını içemediğim yerlerden gelen faturaları ödemeyeceğim. ayakkabılarımı boyatmayacağım ve tükürerek bakacağım afişlere, lüks lokantalara, ve insansız otellere. neon ışıkları kaldırımlardaki su birikintilerine vuracak ve bıçaklanan bir kadının kanı karışacak aynı anda aynı suya.ve işte beyazların medeniyeti ve ben asla girmeyeceğim bu oyuna ve ben asla cafcaflı görüntülerine aldanmayacağım bu uygarlığın.

bizi kandıramayacaksınız, bizi pazarınıza indirip suyu çekilmiş ıspanaklar gibi satamayacaksınız.

adam olmayacağız, hizaya gelmeyeceğiz,
ve uzatmayacağız boyunlarımızı uysal koyunlar gibi sizin imansız bıçaklarınıza. gidin burdan, cellatlarınızı ve katillerinizi de alıp gidin, kapılarınızda bekleyen köpekleri ve boynuna kurdele bağladığınız sümsük kedilerinizi de alarak gidin.

adam olmama hakkımı kullanıyorum,
harfleri eciş bücüş yazma ve meclisin tavanına çiğ köfte atma hakkımı. dilime doğru iteklediğiniz bütün yabancı sözcükleri yanlış ve yersiz kullanacağım. karşınızda bacak bacak üstüne atarak konuşacak ve manasız şeylerden bahsedeceğim.
cahil kalacağım ve ısrarla eğitmeyeceğim kendimi, inceltmeyeceğim ve ısrarla yanlış yapacağım bana ezberletmeye çalıştığınız herşeyi. ısrarla başka şekilde giyinip, başka şekilde büyüteceğim çocuklarımı.

başka bir müzik dinleyip, başka düğünlerle evleneceğim. kulağınızın dibinde naralar atıp, evinizin önünde şarjör boşaltarak göndereceğim oğlumu askere.

demokrasiyi yanlış anlayacağım ve ısrarla ve dilinize plesenk ettiğiniz her açıklama benim kapılarımdan içeri yanlış içeriklerle girecek.
plastik çiçekleri ve kabe resimli duvar halılarını seveceğim ısrarla.

ben adam olmayacağım ve unutacağım rakamlarınızı.
her yanından kan damlayan kavramlarınız için, demeçleriniz ve istatistikleriniz için kılımı bile kıpırdatmayacağım.

ben öcüyüm, ben tehditim ve sizden nefret ediyorum.

ısrarla ve her gün yeniden ve usanmadan ve gülümseyerek ve içimdeki bıçakları okşayarak nefret ediyorum sizden.'

İDRİS ÖZYOL
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 17:40 15-Kasım-2008

Ben Bu Aşkın Militanıyım

Sizi ateşe doğru koşmaya davet ediyorum bayan.
Üstünden sürüldüğümüz toprakları ve saraylara rehin bıraktığımız kalplerimizi geri almalıyız.

Geri almalıyız kulağımıza fısıldanan isimleri ve unutmamız için çırpındıkları zihinlerimizi, yoksul evlerde öğrendiğimiz alfabeyi,
ceketlerimizin sökük uçlarını, kapılardan önümüzü iliklemeden girme cesaretini, umarsız tarihi, sarhoşluk bilgisini ve kötü vatandaş olma hakkını geri almalıyız.
Sözümü?,
üstüne söz söyletme kimseye bayan.
Silelim gözlerimizden işgalcilerin çığlıklarını ve yalanlarını onların kopartıp atalım kulaklarımızdan.

Bütün yeryüzü ülkemizdir bizim ve kurtuluş bir zerdali gibi duruyor dünyanın bütün ağaçlarında.
Dünyanın bütün ağaçları aşkımızın özgür topraklarını bekliyor.
İnsana, halka, toprağa, havaya ve suya olan büyük aşkımızın topraklarım bekliyor hayat.
Ve durmak yok birbirimizin cesaretine doğru sürdüğümüz atlara.
Cesaret, ne bol sıfırlı bir çek, ne de üçyiiz kilometre hızla sürülen son model arabadır.

Cesaret, senin ellerinden benim ellerime taşınan ısı ve benim gözlerimden sana doğru uçan narin bir kelebektir.
Kırılgan ve şeffaf olduğu için gereklidir cesaret ve cesur adımlarımızla şekillenir aşkımız.

Sizi kavgamın kenar mahallesine davet ediyorum bayan
ve kavganızın kanatlarına kanatlarımı eklemek istiyorum.
Uçmak özgürlük sevdalılarının işidir,
özgürlük sevdalılarının işidir yüksek duvarların ardındaki bahçelerden
meyve çalmak ve padişah çocuklarını ayartıp,
onlan kavganın demir bir yumruğuna çevirmek bizim işimizdir.

Beş parmağın beşi de birdir birbirimize uzattığımız elde ve tut kalbimi sıkmaktan dolayı terlemiş ellerimi,
tut ve onlara dünyayı tanıt. Bütün topraklan, bütün ağaçlan, bütün çiçekleri,
bütün hayvanları, bütün köyleri, bütün ışıkları, bütün sesleri tek tek.
tanıt ellerime.
Ben aşkınızın militanıyım bayan.
Çekip fünyesini kalbimin aramızdaki engellere doğru koşuyorum.
Birazdan büyük bir patlamayla aydınlanacak gece ve o bir saniyelik aşk en uzun hayatlardan daha uzun kalacak yeryüzünde.
Bana kutsallarım için Ölmeyi öğretiniz ve ben hiç sönmeyen bir ateşe avuçlarımızı uzatmanın güzelliğini haykıra-yım size.
Bütün güzellikleri haykırayım ve sesim bir sarhoşun hiç ayılmak istemeyen gözleriyle tarif edilsin.
Fakat hiç kimsenin tarif etmesine izin vermeyelim içimizdeki yanardağı.
Sizi aynı elmayı ısırmaya davet ediyorum bayan.
Halkımızın bakışlarıyla kızaran o elmaya kalbimizin atışlarını da ekleyip dünyanın uçlarına doğru atmalıyız.
Lübnanlı bir savaşçı avuçlarında sıkıp başka bir toprağa fırlatmah özgürlüğün meyvesini.
Etiyopyalı bir bebek bulmalı onu.
Bütün bebeklerde çoğalmalı bizim aşkımız. Karanlık hedeflere doğru sıkılan silahların sesini tercih etmelisin "seni seviyorum" cümlesinin yerine.
Ve beni hatırlamak istersen bir Çeçen çocuğun gözlerine bakmalısın.
Ben ve bütün kardeşlerim, bu 6 milyar kara çocuk, aynı hızla bakarız sevdiklerimizin gözüne.

Hızıma hızınızı da katın bayan. Gölgesiz bir hayata inandık birlikte.
İnandık birlikte ekmeğin ekmek, ateşin ateş, ölümün ölüm olduğuna.
Ve Özgür bir ölüm fikriyle alevlendi hayat.
Yeşeren herşeyi tutsak halkların koynunda sakladık ve bir devrimci annesinin cesaretiyle koruduk kalplerimizi.
Koruduk kalplerimizi işgal ordularından ve devasa bir bayrak gibi dalgalandı çocuklarımız.
Bana çocuklarımızı anla! ve hiç susma yüzlerini yüzüme ezberletirken.

Sizi Beyaz Saray'ı yakmaya davet ediyorum bayan.
Biz bir çift gövde olarak dünyanın her yerinden aynı anda yürüyebiliriz.
Aynı anda aynı cümlelerin şiddetiyle sarsılabiliriz silahlarımızı temizlerken.
Bilin ki silahlarınızı sevdim sizin ve tetikte bekleyen gözlerinizi.
Siz uyurken başınızda nöbet tutmak istiyorum bayan. Karanlık pusulardan korumak istiyorum düşlerizi.
Biz bir doğumun iki ucuyuz ve bir karanfil gibi büyüttük yüreğimizi.
Bir karanfil hayata sevdalı. Bir karanfil özgür şarkılar için.
Şarkılarınızda bana da yer açın ve daha da genişlesin avuçlarımdaki harita.
Serip o haritayı yemek yediğimiz masaya savaş planlan yapalım birlikte.
Aşk bir savaştır ve iki kişilik bir ordu bile yeter zafer kazanmaya
. Beni zaferinize kabul edin bayan.
Yaralarınıza yakın tutun beni ve bir kör kurşunu birlikte ısıralım.

Aynı kurşunu bölüşmektir benim aşkım.
Cephaneni bitince sizin kurşunlarınızla doldurayım tüfeğimi.
Siz tüfeğinizi bir şehri yakmanın çılgınlığıyla doldurun.
Koşalım bizden önce koşanların peşi sıra. Aşk bize yoldaş.

İdris ÖZYOL...
(BİR OVERLOKÇU KIZA İLANI AŞK)
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 07:43 28-Kasım-2008

Hayatımız bize ait değil
Ömrümüzün günleri değil yaşadığımız ;

her gün yeni bir hayatı yaşıyoruz sanki .

Herşey yeniden ve başka olasılıklarla başlıyor .

Bizse , karşılaştığımız yeniyi ,

alışkın olduğumuz eskinin diline tecüme etmeye ,

onun kalıbına göre şekillendirmeye çalışıyoruz .

Pek başarılı olduğumuz söylenemez bu çabada .

O yüzden , her gün yeni bir yüzüyle tanışmaktayız bu çağa ait yenilgilerin .



Yeni olan aklımızı karıştırıyor ve ürkütüyor zihnimizi eski hayat .

Yeniyle eski arasında çalkalanıp durmaktayız .

Ne yeninin özgürüyüz ne de devamıyız eskinin .

Bu hayatın içinde ,

İlk kez yakalı gömlek giyip kravat bağlayan vatandaşlar gibi yakamızı çekiştirmekteyiz .

Çünkü asaletimizi sıfırladılar bizim , düşlerimizi ,

şehirlerimizi , arzularımızı , isyanlarımızı .

Atalarımız rahatsız ediyor çocuklarımızı

ve biz dünün adamlarıyla aynı fotograf karesinde bukuşmaktan delice korkuyoruz .

Babalarımızın , televizyon üstlerine yerleştirdiğimiz resimleri özetleyip duruyor

büyük çelişkimizi ve çelişki , fasit bir daire olup döneniyor hayatımızda .

Hayatımız bize ait değil .

Onun üzerinde hiçbir yetkiye ,

hakka ve tasarrufa sahip değiliz .

Özgürlük diye sunulan şey ,

kitlesel bir esaretin kabulü için uydurulmuş palavraların toplamı bugün .

‘’ Ben özgürüm ‘’ diye başlayan her konuşmanın dibinde

yıllardır süren bir tutsaklığın zincirleri şakırdıyor .

Kimse özgür değil

ve her birimiz daha da tutsak kılmaktayız öbürümüzü .

Çünkü , ne yaşlı bir ağaç gibi soluk alıyor ,

ne de genç bir atletin rekore susayan kaslarına özeniyor zihnimiz .

Dünle yarın arasında kalmanın o kahreden tembelliğiyle tembeliz

ve yaşadıklarımıza uyuşuk uyuşuk bakmak acayip keyif veriyor bize .

Üstünde yaşadığımı toprakların geleceğini kirletip durmaktayız .

Korkak ve sırnaşık bir hal alan ruhlarımız ,

içimizdeki en küçük yürüme çabalarına dahi çelme atıyor .

Birileri bizi koyunlardan koyunlardan aldığı ilhamla yontuyor .

Fabrikasyon hayatlar ,

zevkler ve kabuller yaşıyoruz .

arkasına bakmadan koşan ,

önünü görmeden yürüyen zavallılarız biz .

Her gün yeni ve başkalarına ait bir hayat yaşıyoruz ;

Naylon bir hayat .



idris özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 01:56 24-Aralık-2008

Benimle konuşurken gözlerimin içine bak

Gözlerinin içine bakarak ölüyorum burada.
Bir kaleyi düşürdükten hemen sonra ve arefesinde yeni bir savaşın, -ortada hiçbir sebep yokken- işte öylesine bir sabah, herkes uykudayken, şebnemlere dokunarak ölüyorum.

Bağırmadan ve söylemeden adımı ve hatta mümkünse ağzımın kenarında küçük bir gülümseme iskeletiyle, fotoğraf çektirir gibi, traş olur gibi, misafirliğe gider gibi ölüyorum sana baktıkça.
Hiç bir bağım yok bu dünyayla.
Bu dünyayla hiçbir ilgimiz yok.
Göğsümüze daldırılmış bir mızrağı usul usul sürükleyerek yaşıyoruz hep.
Mızrağı iki avcunla kavrayıp biraz daha derine sokarak, "işte sizin dünyayla ilginiz bu" diyorsan; yanılıyorsun.

Siz hep yanıldınız zaten.
Bizi kurtarmaya geldiğiniz günlerde de yanıldınız.
"Makus talihimiz"i yenmeye çalıştığınız ve bize ümitler aşılamaya kalkıştığınız günlerde de yanıldınız.
Bizim için ölmeye kalkışmanız, sizin salaklığınızdı gözüm. Biz sizden böyle birşey istemedik ve asla da istemeyiz. Çünkü sizin değiştirmek istediğiniz şey, kendi dövülmüşlüğünüzdü.
Babalarınızın verdiği "harçlık cezası"na isyan ettiniz siz, kardeşinizin daha çok sevilmesine isyan ettiniz, kolejde aldığınız kırık notlara isyan ettiniz.
Bizim gibi değilsiniz ve biz değişmek istemiyoruz "mavi gözlü dev", biz değişmek istemiyoruz.

Orhan Gencebay dinlediğimiz için utanmıyoruz.
Müslüm Gürses'i şarkılarıyla göğsümüzü doğramak rahatsız etmiyor bizi.
Azer Bülbül, "titrek bir şovmen" değil bizim için.
Kebabı seviyoruz, lahmacunu da, kurufasulyeye
ekmek banmayı da.
Bunlar bizim için iğrenç, kaba, banal, vulgar değil.
Arka arkaya dizdiğin bütün bu aşağılama sıfatları senin "hormonlu" beyninin ürünleri.
Senin "sanal zekan" üretiyor bunları ve sen, ruhunu yakalayamadığın, çeperinde süründüğün, kapısında dövüldüğün tuhaf bir "Batı algısı"nı idam sehpası kılıyorsun hayatlarımıza.

Bizi sallandırıyorsun koçum, iki gözüm, ciğerparem, bizi el kapılarına maydanoz yapıyorsun.
Oysa ikimiz sırt sırta versek, ne o sehpa kalır ortada, ne steril masalar, ne de gözleri bir sömürge ordusunun.
Bunları biliyorsun eminim; fakat işine gelmiyor kavganın en dişlisi, ölümün en merti.
Küçük, küçücük isyanlarla tamir edip vicdanını, kurtlar sofrasından biraz daha kırıntı kapmak senin niyetin.
Bu yüzden gelip kapımıza, asker, ekmek ve cesaret istiyorsun bizden.
Bizden mum ışığı, karınca sabrı istiyor ve kara pazularımızı okşayarak ölüme gönderiyorsun herşeyi bire bir anlayan kafalarımızı.
Kesilmeye, asılmaya ve mızraklanmaya gönderiyorsun bizi. Ve sonra iki avcunla yakalayıp göğsümüzdeki mızrağı, "işte bu" diyorsun, "işte bu, dünyadan nasibinize düşen".
Ve biraz da sen kanırtıyorsun yapışarak sapına, göğsümüzü deşen yoksulluğun.

Sen bir kiler faresisin gözüm.
Beyaz konakların zulasında yatan un çuvallarına fitsin sen. Avcuna konulacak birkaç metelik için takla atarsın ziyafet sofralarında.
Bizim kapımızı çalma.
Gözlerimize bakma.
Ve lütfen savaşma bizim için.

Hiç inandırıcı değil isyanın, hiç inandırıcı değil kavgan. Tahta döşeklerimize, aşsız evlerimize hasbelkader düşmüş birisisin sen.
Kuyruğunu biraz dikleştirince koşarak gideceksin buralardan.
Arkana bile bakmadan, gözucuyla bile yoklamadan kaçacaksın mahallemizden.

Adımız gibi biliyoruz bunu.
Şakağımıza kurşun sıkar gibi biliyoruz.
Her gün ölüp yeniden dirilmek gibi birşey senin lafların. Satırına bile inanmadığın hayallere inanmamızı ve onların ardısıra savaşmamızı istiyorsun.

Git işine.
Hayat başka yerde değil.
Burada da değil.
Dünyayla hiçbir ilgimiz yok bu yüzden.
Çıkartıp göğsümüzdeki mızrağı, atıyoruz önüne.
Acaip keyifli birşey bu ve asla beklemiyorsun böyle birşeyi. Vuruyoruz seni.
Söylediğin yalanların tam arkasından yakalayıp, alnından vuruyoruz.
Ha ha ha...

-İdris ÖZYOL
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Beni Yak, Kendini Yak, Her Şeyi Yak

İleti yselim » 00:39 25-Aralık-2008

Beni Yak, Kendini Yak, Her Şeyi Yak

Yak kendini. bir kandil gibi titrek titrek değil ama dev bir şehir gibi yak.
new york gibi, paris gibi, istanbul gibi yak kendini.
yalımları göğe ulaşsın kalbinden,
beyninden ve saçlarından yükselen ateşin.

kıpkırmızı bir ateş topu gibi yürü üstüne hayatın.
üretilen ve paketlenen ve kirli ve temiz ve iyi ve kötü ve çirkin herşeyin üzerine yürü.
tutunduğun bütün dalları ve sana yasaklanan ormanları yak.
sherwoodu yak, robin hoodu ve diğerlerini ve bizimkileri ve sizinkileri
ve ergenekonu ve endülüsü ve bu sabun kokulu tarihi
ve veliaht ölülerini ve kazanılmış bütün zaferleri yak.

yak kendini ve tutuşan saçlarından çıkan alevler yutsun bütün yalanları,
bütün hayalleri ve bütün masalları.
kopar zincirlerini ve YAK, YAK, YAK zinciri tadan kollarını,
zincire teşne bedenini, ziniri düşleyen zihnini.
ve ateşten bir zinciri tutarak uçlarından, koş dünyanın uçlarına,
ücrasına yeryüzünün ve göğün altında ne varsa bize benzeyen ve benzemeyen
ve dost ve düşman ne varsa göğün altında tutuştur gitsin.
dev ve kıyamet sesli alevlerle yansın bedenin, aklın yansın, insafın yansın.
acıma, hiç ama hiç acıma tutuşan avuçlarına ve dokunduğun herşeye bulaştır kucakladığın ateşi.
olimpos dağından indir ve bölüştür ve paylaştır
ve yay yeryüzünün her santimine bizden esirgenen kıvılcımları.
efesin tapınaklarını yak önce, babilin kulelerini ve ehramlarını mısırın
ve bütün firavunları ve firavun köpeklerini ve köle tacirlerini
ve gülkokulu cariyeleri ve ardından yürüdüğümüz şatafatlı komutanları
ve atlarını onların ve mızraklarını yak.

yak kendini.
cayır cayır yanan bir barbar ordusu gibi dayan şehrin kapılarına.
avrupaya, asyaya, amerikaya dayan ve kır önünde açılmayan bütün kapıları, eğilmeyen kolları.
YAK, YAK, YAK, sana söylenen, anlatılan ve iletilen herşeyi yak.
kristof kolombun amerikayı keşfini, napolyonun mısıra girişini, i
stanbula taşınan ganimetleri, endülüsü terkeden müslüman orduları,
roma önlerinden dönen attilayı yak.
bütün devrimleri, karşı devrimleri, akınları, akıncıları yak.
ulaşsın heryere ve herşeye göğsünden kopan ateş dilimleri ve yakılan tarihe,
yanan bugüne ve yakılacak yarınlara değdir.
çoğalt ateşi, körükle, yay. köroğlunun babasının gözlerine çekilen mili kapıp celladın avuçlarından, dağla efendilerin, beylerin, kralların, firavunların gözbebeklerini.
birbirine benzeyen ve içinde zulümlerin raksettiği,yurtsuzların tepelendiği,
kölelerin dövüldüğü o kimsesiz göbebeklerini dağla
dönme asla geriye ve sen de yan, kül ol ve kül et kavmini.
kimseye kalmasın bu devasa ateş ve kimse yangın yerlerine konaklar kuramasın bundan sonra.

İDRİS ÖZYOL
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya

Re: idris özyol makaleleri

İleti yselim » 17:11 04-Haziran-2009

Kopar zincirlerini Gülsarı!


İşte buna aşk denir be aslanım, buna zifiri karanlık denir. Oğulları olur aşkın, kızları olur; karı, yağmuru, tipisi olur. Çamuru bile olur; lakin, gövdeni güneşin altına yaydığın bahar günleri parmakla sayılıdır.
O parmakla sayılı anlar için, o birkaç yıl sonra zihninden fırlayıp fırlayıp tatlı bir yaraya dönüşecek olan mutluluk saniyeleri için koşar durursun kalplerin ormanında.
Kalplerin ormanı vahşidir aslanım, her yiğidin harcı değil aşık olmak.


Nasıl her kalbin harcı değilse Mecnun olmak, Leyla olmak, işte aynen öyle, işte aynen onun gibi, işten aynen bu, harcı değil kalpsizlerin hakkımızda hüküm vermek.
Yeter ki sen yaşadıklarına sahip çık aslanım ve yeter ki savun o titrek, o kırılgan, o saf, o onurlu anları.
Düşme ve düşürme yere sevdiğini.
Bir kalbi serçe kadar korunaksız kılan bu aşka saldırsın yamyamlar, konuşsunlar, eleştirsinler, yargılasınlar bırak.
Bırak onların çürük ağızlarından dökülen cehennem müjdesini.
Sen kendi cehennemini ara aslanım ve kendi ipinle in oraya.
Kendi kalbini sıkarak konuşmayı öğren ve yükleme hiçbir yaranı sevdiğinin sırtına.
Sensin yanan bu ateşin ortasında, etrafa bakınmana gerek yok. Sana düşen ateşin içine biraz daha yürümektir ve budur sahici olan, budur insana yakışan, budur temiz bir kalbin istediği.


Kalp var mı sizde, kalp?
Makyajsız, boyasız ve oyuncağa dönüşmemiş ve pörsümemiş ve kirlenmemiş ve çamura atsan da pırlanta gibi ışıldayan bir kalp var mı göğüs kafesinizin içinde?
Aşkların kalıbına onur döken potalar var mı orada, çelik gibi adamları yassı bir demir parçasına dönüştüren haddehaneler?
Var mı içinizde, elinden tuttuğunuz ateşi, bir devrim anına çevirecek, bir oruca çevirecek, bir bayram yerine çevirecek, bir Kabe'ye çevirecek yürek?
Eğer yoksa, konuşmayın hiç.
Eğer yoksa, çıkmayın önüme ve çelme takmayın Mecnun'u mecnun kılan ateşe.
Odunları çalmayın ateşimden.
Çalmayın gözlerimi.
Çalmayın ölümümü.
Kendi cehennemime kendim gideceğim.
Bana yol göstermeyin.


Ömründe bir kez dahi aşk tatmamış adamların sözüne güvenmiyorum ben.
Ne onların ardısıra yürürüm, ne de onlar yürüsün benim peşimsıra.
İhanete açıktır her daim, bir kadına tutuşmamış yürek ve fakat ihanetin en güzelini aşklarda sınadı nice ferhat.
Aşıkların ihaneti, aşkın en yüce yeridir ve satar onlar en yakın arkadaşını bir zülüf adına.
Ve sevdiği adına beni satan bir yoldaş, gördüğüm en güzel şeyi yapmıştır hayatta.
Aşksız bir kalbin ihaneti ise para kokar, menfaat kokar ve tut öldür böyle ihaneti.
Sevdiği bir an yanında olsun diye ihanet edenlerin önünde eğiliyorum ve uzatıyorum kafamı böyle bir aşkın idam sehpasına. İyi ki sattın beni be aslanım, yenilgilerin en şereflisini ve tutsaklığın en anlamlısını yaşıyorum şu an.
Ardımdan cebine indirdiği para destesini okşamıyor hiç olmazsa birileri.
Ardımda bir kalp yangını var çok şükür!
Mutluyum ve helal ediyorum sana hakkımı.
Şık ve onurlu bir ihanetin muhatabı olarak ölmeye gidiyorum.
Ve acaip esmer ve acaip yakışıklıyım ilk kez!


idris özyol
YES ALLAH NO PROBLEM
Kullanıcı avatarı
yselim
Editor
Editor
 
İleti: 845
Kayıt: 12:42 25-Mart-2007
Konum: Malatya


Edebiyat



Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group • phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
Theme created by StylerBB.net
cron